Yüksek bir mevkiye yerleşen alçak bir kişiden daha kötü bir şey olamaz.
Claudianus
Atatürk Diyor ki
Yetisecek çocuklarimiza ve gençlerimize tahsilin hududu ne olursa olsun, en evvel, her seyden evvel Türkiye'nin istiklâline, kendi benligine, milli geleneklerine düsman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu ögretilmelidir
ANASAYFA
KÖŞE YAZISI:
SON ŞİİR SLAYTLARINI EKLEDİĞİM SAYFAM TIKLAYARAK ORADA BAKABİLİRSİNİZ. SEVGİ VE SAYGILAR HEPİNİZE...
M asallardan çıktığın an, karanlıkları aydınlatırsın güneşinle… EYLEM…
E ylemsizliği eylem eden yüreğinle
Y ıkılmayan düşüncelerle dolu beyninle
L ekesiz, onurlu hayata dik duruşunla
E ğilmesin asla başın yere, haksızlıklarla
M ücadeleci ruhunla, daima yükselen ömrün olsun… EYLEM…
CENGİZ ÇETİK- 05.02.2010- FİNİKE
Tatlı dilli yeğenim, bu armağan şiirim sana ve senin gibi çocuklara...sevgilerimle
Duvarlara Aşk Dumanının İsi Düşmüş Yüreğimden
Bitirdin Sonunda bitirdin aşkım Dumanların içinde yaşattığım Duvarlarımı her gün, sevgilerimle ördüğüm Aşkla gönlümü avuttuğum… tatlı düşlerim Seni durduracak güçleri içimde sakladığım Yanlışlara merdiven dayayıp… adım adım çıktığım Günlere inat… direncimi, sevgimle mıh gibi kalbime çaktığım Aşkla… Yaşamımı baharlara çeviren, anılarımla tutunduğum İslenmiş yerlerde seninle günlerimi umutla doldurduğum Şimdi Yurtsuz kuşlar gibi, şaşkın şaşkın çaresiz ortada kaldım Sevinçlerimin çağladığı günlerden, acılarımın yaktığı günlerdeyim Yitik Sevdamla sensiz bu yerlerden ...hazana dönmüş, yalnız yüreğimle gidiyorum Geriye benden sana, dumanlara saklanmış aşkımın anıları,hayalleri kalsın…
Cengiz ÇETİK.03.2.2010 Finike
Karanlığa Kılıç Çeken Yalnız Kalemler
Karanlığa mum yakıp Işığıyla gerçekleri aydınlatan Sevdiklerini yalnız bırakıp Uğrunda hayatını veren Çocuklarının yarınlarına kendini adayıp Halkının geleceğini düşünen Şövalye ruhlu insanlar Gittiler Kalem olmuş kılıçlarıyla birlikte… Karanlıkta gittiler…
Faili bilinmeyen insanlar yaralamadı, öldürmedi onları Bir fidan gibi kırılıp… Koparılmak Düşüncelerini susuz bırakmak Kısır fikirlerde yargılanarak Suçlanmak Dışlanmak Bazen de unutulmak Yaraladı… Öldürdü Karanlığa kılıç çeken, yalnız yürekli kalemleri…
Cengiz ÇETİK... 01.02.2010- Finike
Aşkın Nefesi İçimdeyken
-I- Her nefesin, bütün şiddetiyle içimi yakarken Nasıl girdi bilemezsin, aşkın soluğu ciğerlerime Süzülerek geçerken damarlarımın nehirlerinden Nefesin nefesime karışarak, hayat verdin yeniden
Efkârım çöker, bu gamlı gecelerde Bir nefes sıhhat derdi, içime düşmeden Ne şafaklar saydım, yalnız akşamlarımda Aşkının nefesi, nefesimi tüketmeden -II- Ah aşkım! Sen her nefes alışımda, nefesimsin Her neredeysem, yaşama dayanağımsın Bilesin ki Sensizlik, ölü bir hayattır nefessiz yaşanmış
Senin yokluğunda Soluk nefesler kesti beni, soluk bakışlar arasında Sağanak yağmurlara yakalandım, çılgın düşüncelerde Çamurlara bata çıka yürüdüm, ışıklı ışıksız yollarda Sokakların ışıkları göz kırptı, gecenin sahteliğinde Aldattı... yanıp sönen her gittiğim yol, nefesimi keserek Sırılsıklam oldum tir tir titreyerek Alev topuna dönen nefeslerimle Donkişot’un aşkı gibi kalakaldım hayallerimle Terim terime karıştı... hasta halimle Soluğum cılızlaştı... yavaş yavaş nöbetlerimle
Ve Bir yaprak daha düştü bugün takvimden Kızgın nefeslerimin alevi seninleyken Hatırı sayılır hesaplarımı, bir bir verirken Tükenen nefesimle, bitmeyen aşkımla... hala seninleyim… Cengiz ÇETİK. 28.01.2010
*****************************************
Perde İnmiş gözlerine, Görmüyorsun Gerçekleri
Perde inmiş gözlerine, görmüyorsun gerçekleri Sinmiş içine tozpembe aşkın hayalleri Yanıyor çevren, hissetmiyor ruhun Birer birer kayboluyor, yalnızlaşıyorsun Kangren olmuş kolların, bacakların Farkında değilsin… Ağır ağır ölüyorsun
Perde inmiş gözlerine, görmüyorsun gerçekleri Sanıyorsun kendin gibi etrafındakiler Tok yatıyor içeridekiler, dışarıdakilerse aç Birileri hak yiyor, satıyor, savuruyor Ekmekleri çalıp, hep aynı masalı anlatıyor Vicdanlarını perdeyle örtüyorlar Sonra da çıkıp, pişkin pişkin “ biz sizdeniz” diyorlar
Perde inmiş gözlerine, görmüyorsun gerçekleri Ne bendeki, ne de yurdumdaki yaşananları Kaldırmazsan perdeyi, durduramazsın ölümcül saldırıyı Haykırmazsın tek el, her nefesinle verirsin içindekileri Çalınan yarınların altında ezilerek Beklersin, kalan bir tek son aşkınla hayalleri Kapanır birgün o da, yüreğinin üzerine ince tül perdeleriyle
Ve ben aşkım, sana bakarken Perde çekildi gözlerime, göremiyorum gerçekleri Küf mavisi sardı ruhumu, salkım söğütler altında Beynimden kuşlar kalkıp, gidiyor bilinmedik uzaklara Bölük pörçük sözcüklerim dağılıyor, anlamsızca boşluğa Sinirlerim geriyor anlatılamayan, ipekten örtüler altına Yağmurların ritmi sevdamın içinde uyutuyor beni Beyaz sevdalarım, zifiri karanlıklarda nefesimi daraltıyor Zıvanadan çıkmış kalbim mantığımı deliyor Perdeler altından, körleşmiş bakışlara karışıyor Seninle düşüncelerim, nefessiz kalıyor …… Boğuyor ………..… Boğuluyorum…
Cengiz ÇETİK- 21.01.2010- Finike
Suskun Sarı Mektup
Aylar oldu …… Sana bir satır yazmayalı İçimden geçen duyguları Paylaşmayalı Sen gittin ya ……. uzak diyarlara Sustu kalemim Beyaz sayfalara küsüp ……. düğümlendi sözcüklerim Karalar sardı ruhumu ……………..deli mavi dalgaların altında Adreslerini kaybederek …………….gitmez oldu mektuplarım Yüzümde iz oldu ……………sensizlikte acılarım Sarı zarfın içinde, giden zamandan arta kalan duygularım Kapanan sayfalarda saklı kaldı …………………. duyulmamış sözlerim Yolunu şaşırdı ……………..tıkandı ……………….… Paslandı düşüncelerim Ve sustu dizelerim ……………….… Sustu… Nedenini düşünmeden. Cengiz Çetik 16.01.2010 Finike
Gidenlerin Geride Bıraktıkları
Sözcüklerin ifadesini kaybettiği, anlamsızlaştığı anlar, günler yaşanır ya. Boğazından bir türlü toparlayamazsın, tükenir gider bir an sözcükler dudaklarından ya. İşte hayatın içinde yaşanan öyle günler, beklemediğin an karşına çıkar ve hayatın acımasız gerçekleri vurur bir anda içine. Zamansız ölümlerin, zehir gibi izleri girer yüreğine.
Sevdiklerini kaybettiğin an, çöker acısı insanın yüreğine. Ateş düştü mü yakar, yok eder düştüğü yeri. Kurutur hislerini düşüncesizce. Düşünceler ifadesini yitirir, insanın sevdiğini bir daha görememenin verdiği acıyla. Yıkılır, içten yıkılmayacak sanılan kaleler. Düşünceler körelir, susar bir an. Suskunlukların ardından yükselen ağıtların yüreği delen sesleri duyulur boşlukta. Ve geri dönüşü olmayanların ardından çaresizce yaşamak kalır.
Fidanların kırılması, dalların ağaçlardan kopması, zamansız göçlerin yaşanması, güllerin boynunu bükmesi, güpegündüz gecenin rengini alması gibidir yaşanan. Tarifsiz acıyı yüreğinde hissetmesidir derinden insanı yıkan. Sonu gelmiş bir hayatın ardından çekilen hüzündür geriye kalan. Çaresizce insanın boynunu bükendir, umutsuz bekleyişin acı çığlığını duyuran. Bir toprağın kokusudur çevreye varlığını hafiften hissettiren. Ve bir bitişin öyküsüdür o an yaşanan.
Dünya kurulalı hep aynı senaryolar vardır hayatta; doğumla başlayan uzun ince, bazen tuzaklarla dolu çukurlar, bazen de uçsuz bucaksız ovalarla dolu bir yaşam ve kaçınılmaz bir son. Bazen de zamansız, yarım kalan hayallerin bitirilemeyen düşlerin kapanmasıdır yaşanan. Bir filmin bahara açılan kapısında apansızın kopmasıdır nefessiz bırakan. Dönüşü olmayan bir nehrin içinde kaybolmaktır hesabı yapılamayan. Sorgusuz- sualsiz gitmektir; ağıtların ardından sonu olmayan yere. Hüzünlerin kabarmasıdır yürekte çoğalan, kararan bulutların hırçınlığıdır yürekleri parçalayan.
Geri gelmeyecek gidişlerin yaşamda bıraktığı izdir insanı acı denizinde boğan. Yürekleri ezen çığlıkların yakışlarıdır insanın ruhunu saran. Bazen bir türkü olur kalır dillerde. Bazen bir yazı olur, düşer yüreklerin içinde hüznü. Bazen de şiir olur, ses olur her sözcüğün hecesinde. Adı ne olursa olsun gidenlerin, hep gittikleri günde kalır yürekteki fotoğrafları. Hiç yaşlanmaz, durdurur zaman onları yüreğinde yaşatanların içinde.
Sözcüklerin bittiği, tarifsiz duyguların yaşandığı andır o an hissedilen. Genci yaşlısı demeden hayat filmini bir anda bitirenlerin öyküsüdür yaşanan. Ve geride kalanların kaldığı yerden hayat sınavına devam etmesidir var olan…
Cengiz ÇETİK -09.01.2010- Finike
BUGÜN HİÇ KEYFİM YOK
Sahil kordonunda bekledim saatlerce Bir onu, bir de balıkları Çaresizce Sözde sazanlar gelecek oltaya Oturup keyfini çıkaracağız diye Oysa Ne gelen var, ne de giden Hep sazan yerine konulan Takıntılı kalan, küçük yaşamımı unutarak Keyfim kaçtı birden Umutsuz düşünceler batağına saplanarak Çevremdeki yanlışlara kanıksamış Koflaşmış düşünceli insanları görerek Sislendi hayallerim Ne yapsam olmayan… Çökmüş karamsarlığımla Hiç… Ama hiç, keyfim yok bugün...
Bugünlerde Umutsuz olmuş bakışlarım, takılmış bir noktada Dağ olmuş, ufak ufak dertlerim gözümde Evde, sokakta, limanda… Kaybolmuş düşüncelerimde Hadi yine iyisin… İyisin aldatmacalarında Olmak yetmiyor artık, çocuksu düşlerde Karın doyurmuyor, içi boş günlerde Yok… Nedense… Ne yapsam, gelmiyor keyfim yerine… Hele bir de Sevdiğimin yüzü asık olunca Kısırlaşıyor günlerim İçimdeki havalar, parçalı bulutlara dönünce Ne yurdumda, ne dünyamda, ne de aşkımda Sonu belirsiz oyunların içinde, kendimi görünce Hiç… Ama hiç, keyfim yok bugün…
Git demesi kolay Gidemiyorum Ayaklarım her adımda Geri çekiyor beni Sana doğru Her “hayır” deyişimde Yüreğim “evet” diyor, koşulsuzca Çaresizliğimle, çelişkilerimle
Kolay değil Senden yüreğimi koparmak Koparmak istedikçe İçimdeki sana olan bağlar Daha güçlü sarıyor beni
Ağlarınla bağladın Sonra da git diyorsun ......Bağlanmış halimle Kollarım, ayaklarım ..Yüreğim, ruhum ...............Bağlanmışken Söyle, nasıl giderim Ardıma bile bakmadan Gidemedim ....Gidemedim de .........Sen, ardına bile bakmadan gittin Ben ….ben kaldım ……… Yapayalnız Yüreğime sapladığın hançerinle…
CENGİZ ÇETİK-17.03.2009-FİNİKE
İNSANLAR KOBAY OLARAK KULLANILIYOR MU?
Sağlık alanında son yıllarda, halk üzerine korku verilerek öyle uygulamalar oluyor ki sorumlusu bulunamıyor. Pardon, güvenerek o ilaçları kullananlar sorumlu oluyor. Aldığı ilaç bozuksa, test yapılmadan vücuduna aldığı zaman ölürse sorumlusu kim? Güvenip aldığı ilacın şirketi sorumlu olmuyor, ilacı tavsiye eden sorumlu olmuyor; hastalık korkusuyla o ilacı alan sorumlu oluyor. Oh! Ne ala böyle sorumluluğa… Hem alması için telkin edeceksin, hem de sorumluluk kabul etmeyeceksin. Sonuç… Dişi geçen geçene… Gücü yeten yetene… Neler oluyor dünya insanlığına, insanlarına?
Deli dana, kuş gribi gibi tehditlerle karşılaşmıştık bir zamanlar, anımsıyor musunuz? Şimdi de domuz gribi adı altında bir tehditle karşılaşıyoruz. Eski tehditlere ne oldu? Bu yıl kuş gribi yok, yerini domuz gribine bıraktı. Acaba gelecek yıl hangi grip ya da sağlık tehdidiyle insanlık karşı karşıya kalacak?
Aşı konusunda dünya, sağlıklı bir birliktelik sağlamamışken, insanlar üzerinde uygulanması düşündürücü değil mi? Sorumluluğu ne ilaç şirketi, ne de ilacı uygulatan kabul ediyor. Kim kabul ediyor; aşı olmak isteyen. Peki, aşı olan virüslü ise o an ne olacak, aşı bir şekilde bozuk enjekte edilirse, o kişinin vücudunda istenmeyen değişimler sağlarsa kim sorumlu; kişinin kendisi. O zaman ne olacak? Ölen ölür kalan sağlar bizimdir mi diyeceğiz? Düşünebiliyor musunuz, hastalık korkusu yüzünden aşı olacak, aşı yüzünden ölecek ve kendisinden başka kimse sorumlu olmayacak. Bu nedir yapılan o zaman? Bu insanlar kobay mı, deneme tahtası mı üzerinde uygulanan?
Domuz gribinin, özel laboratuarlarda hazırlanması gereken, kendi kendine oluşabilecek evresi olmayan bir hastalık olduğu söyleniyor. Eğer gerçekse, sonuç çok daha vahim. İnsanlar üzerinde denenen bir filmin figüranları bile olmayacak konuma atılan insanlar oluruz o zaman.
Bu aşı yıllar önce Afganistan’daki askerler üzerinde denenip, Parkinson hastalığına benzer hastalığın yıllar sonra ortaya çıktığı doğru mu? Bugüne kadar aşıyı üç ilaç şirketinin çıkardığı ve ikisinin lisansının olmadığı doğru mu? Aşılardan ölümlerin meydana geldiği doğru mu? Domuz aşısında, domuz kanı olduğu, kısırlık yan etkisi olduğu ve hatta insanın genetik yapısını bozan maddeler olduğu doğru mu? Bu soruların doğruları ve eğrileri nedir? Daha ilaçların yan tesirlerinin tam belli bile olmadığı ortadayken, neyi neden korumaya çalışıyoruz? Birileri sağlığımızla oynuyor mu? Sorular, sorular yanıtsız sorular, beynimi kemiriyor.
Aşıları Türkiye’ye veren şirket, Kanada’da aşıları toplatılırken, ülkemizde böyle bir tehlike’nin olmadığı söyleniyor. Kaç çeşit aşı üretilmiştir? Eğer farklı farklı aşılar aynı şirketten üretiliyorsa, bu deneme amaçlı üretim olduğu düşüncesi akla gelir. İleride telafisi zor sonuçlar olursa, faturasını kim sahiplenecek?
Dünya nüfusuyla bu şekilde mi oyunlar oynanıyor acaba? Yapay üretilen hastalıklarla neyi amaçlanıyor insanlık üzerinde? Eğer dünyadaki insanlar kobay olarak kullanılıyorsa, insanlık suçu işleniyor demektir. Buna seyirci kalıyorsa insanlık, o zaman buyurun cenaze namazına…
Sanki bir filmin içindeki senaryonun oyuncuları gibiyiz. Hani bazı Amerikan filmlerinde, bir virüs türer ve insanlığı tehdit eder ya. İşte şu an yaşananlar da, bu yıl vizyona sürülen bir filmin karelerini andırmıyor mu sizce? İnsanlık üzerine bir oyun oynanıyor ve tüm insanlık, bu tehdidin pençesinde çaresiz duruma terk ediliyor. Eğer bir şeyler yapamıyorsa buna insanlık, o zaman buyurun cenaze namazına…
Cengiz ÇETİK.28.11.2009 Finike
********************
GİZLİ SEVDAMI ALIR GİDERİM
AŞKINI RUHUYLA GÖTÜREN ADAM
.
Siyahlardayım Alev Bakışlım ŞİİR
Siyahlardayım, siyahlarda Güpegündüz siyahlardayım Sensiz geçen her günümde Beyazlaşmış saçlarımla siyahlardayım
Ayrılığın Karanlığa giden yolmuş Bilemedim alev bakışlım Bilemedim, gittiğin güne kadar Simsiyah olunca dünyam Anladım ki Anlamsızlaşıyor Senin yokluğunda her şey
Karanlıklar içinde, yokluğunda yüreğim Dipsiz kuyulardan gelen sesler gibi Kulaklarımda yankılanırsa Nereden geldiği belli olmayan Gözyaşları, alev gibi yakıyorsa Renkler, hayatımda karışmışsa İnsan yüzleri, caddelerde matlaşmışsa Hafiften esen rüzgâr, içimde sertleşmişse Alnımdaki çizgiler, yüzümde yol olmuşsa Moloz yığınlarına dönmüşse, gittiğim yerler Ve hala yaşıyorsam, bunlara rağmen Dayanıyorsa kalbim Siyahlar arasında Anla ki, dayanağım Sana olan Bitmeyen aşkım Alev bakışlım Sensiz iken kalbim Bedenime isyanlarda Bir çift alev bakışlı Maviliğini gördüğünde gözlerim Biter siyahlarım Seninle Masmavi olur bütün dünyam…